Döngü:Atlastır
İçine SİN/mez bu hayat..Sadece bil istedim..
Söndürdün kendi külünde ateşe dönen pervanelerini..
Gündüzden geceye, değişmedi hiç bir yalnızlık öyküsü..
Semayı ört üstüne şahit eyle savaşmadan pes etti diğerleri
İğne deliğinden geçecek tüm yazgılar, kum kendine dönecek
Savrulan külleri izle, atlasındır.. yenilmedin.. önce: selam et
ÖL/medi yazgının şahitleri anlatıp durma hikayelerini
Geç/ti.. Anlamadığın çağlarda birer AN/dı..Bitti..
Körlük ve tekrarla harcadın ömrünü ANI ettin kendine
Şimdi yandığın geçmişinde kalan bir SÖZ avuçlarındaki
Anlatma/ Hepsi ezber.. Okuduğun geçmiş miladındır: Yan şimdi..
Bildiğin herşey kendine sus/tu.. Yareler sönmedi..
Savruldu yalnızlığın öksüzü kendine eş oldu
Bir rüya dedi, geçti.. Hiçken hep OL(a)madı..bildiği dileğiydi..
Dilekler döndü tek mumda kendine yandı..Bu bir vedadır -selama çağıran-
Kendinde tanış olmadan ömründe karışan -söz sanadır- ..Bak nehir durmadı..
Dervişe bir kez olsun sedadır.. Ömrün, tutamadığın her AN/ın delili: döner durur
Kendine maktül-nehirlere cellad..Gözlerin..Gördüğün.. Evrende son semazen
Döngüsü tek yandığı..Ateşlere delil,katline tanık, celladına aşık..
Bilge cehalete- ölüm hayata döner..Her ömür kendine sır iken..
Yar aşkına der bu kez sus/ma..Yaradan dan hediyedir söz ..
Döner durur herşey, gezegenler yörüngelerinde semah iç evreninde
Her döngü devrirdir bir sonraki başlangıcına..Öncesi hiç- sonrası hep..
Dil döner söz olur/ akıl döner ders olur/ kul döner kül olur..
Külleri izle.. atlasındır..Savrulmadan.. sadece: selam et..
Bir kare yakalıyorsun ve dur-dur-u-yor-sun zamanı, bir eğilime biçimini unutmuş oluyor köleler. Ve sen mutlaka ayağa kalk… bir dilek tut ya da bir an bana bak. Ağzımı bozdum, unuttum sanırım kokumu ve sakladım uçurumlarımı. Bana bak, soğuk bir zamana atılmış olan sözler gibi. Dondum ve hep aynı pencereye bakar oldum.
-beniaç-beniaç- içimde dönüp durdum. Ve görüp yok olacağım.
Düzensiz cümleler kurmasın o!
Sapasağlam ayaklarını bassın!
İçine?
Kör ebe oynayan çocukların şahitleri kaçmış, öğrendiğin bir –şey- gibi dururken hayat karşında. Sana hangisini benzettim. Ve sen kimi arıyorsun bilmiyorum. Bir boşluğa asılı kalmış gibiyim. Asılı kalmış bir boşluğu bitirdiğimi düşünürken. Ellerime baktın önce, sonra gözlerime –adını unuttum mu dedin?- yanlış kattasınız dedim… Ve bozuldu asansör… Önümü göremiyorum ve sana çarpacağım. Omuzların bana çarpacak ve kokun evet… Saçların yüzüme karışacak ve yüzüm yanaklarına… Bir karşılaşma ne kadar alışılmışsa o kadar unutkan olacağım. Panik içinde ve komik.
Gözlerini kapa ve hemen gül!
Bağışlanmayacak olan, sonun olacak!
Şimdi iyi bir bitirme cümlesi- ve yine beni anlamamış olacak kendini hep anlamış olan. Budur işte aptallığım/ diye bir gün mutlaka seni yine göreceğim.
Kendimi anlamıyorum, içimdeki odaları ve dışımda kalan hiçbir şeyi. Kendime benzeyen bir şey gördüm, çelişkiler falan değil. Her şeyin ne kadar normal olduğu, kadar şeyler. Gün boyu yaşadığım her şey çok normal. Sence tuhaf değil mi bu? Evden ofise, sokağa, bara, sinemaya, tiyatroya (aslında sıraladığıma bakma pek de içli dışlı değilim)… Ama hepsi de ne kadar normal. Sokağa gök taşının düşmesini istiyorum. Bir anda. Binaların yerinden oynamasını ve bütün camların kırılmasını… Tozun, külün ve lavın bütün yüzeyi kaplamasını istiyorum. Her şeyin ve herkesin ölmesini istiyorum. Benim aklımdaki tüm düşleri, çareleri, fantezileri, gerçekleri, çizgileri, şekilleri ve sözleri var eden her şeyin yok olmasını istiyorum. Sonsuza kadar ve lanetlenmiş bir şekilde a-ğır a-ğır değil. Biranda şiddetle yok olmasını istiyorum ve hiç acımadan. Beni hatırlamalarına bile izin verecek kadar kalmadan akıllarında… Her şeyin ama her şeyin yok olmasını istiyorum.
Ve bunu bana sen yapıyorsun!
Ona söyle seni yormasın!
Seninle benim aramda
Sehvetle sevisen
Iki sevgilinin
Tukurugunun
Iki agizda
Ayni tatla erimesi
Diken
ve
Diken
bir çukur kazıyorum, elimin üstüne.
kaşıntısını durdurmak için bir ısırığın...
derisini sıyırarak, kana bulaştım.
"gözlerimi bile kapatırım. sen ışığı kapatma"
Yıldız yahut Ruh...
yerden: bak bir yıldız daha kayıyor
gökten: bak biri daha göğe göçüyor.
Ben kendi kehanetine yananım..Yahut..herşey başa döndü..
Süzülüp kıvrılarak ateş tüllerinin dansı gibi..Kuyu ya da Gök
Düşmek yada yükselmek, yas mı kutlama mı..Hepsi bikaç söz işte..
Anların ve suretlerin toplamı kadar, olan ne varsa- değeri kadar..
Bir ihtimal değil şüphesi kalmayan gerçek..Vasiyetimdir göğe..
Leşimi bağışladım kuzgunlara şimdiden haberleri olsun,
Hükümsüz söz ve efsunsuz Dil-baz kanatları olacak..
Bilirim ahındır..Hepsi ezberindedir..Ve dahi yüreğinde..
Korlarda dağla dilini, ateşlerde teyemmüm et..Yakındır..
Bitecek..
yerden: bak biri daha son nefesinde göğe yükseliyor
gökten: bak bir yıldız daha son ışığında yere iniyor.
Söz..Bitti.. Aslında hepsi bir sözdü,-söz- aslında hep bir-di
Efsun tek bir sözdü..Kehanet dolandı geçmişe, samyelleri kırıldı
Söz kıbleye Semah kendine döndü..Bozdum yazılmamış ezberleri
Dil-bazın ahında bir küfürdü söz,şimdiyse bozulmuş bir hüküm..
yaranı içine çek ve bağışla..Lal merhemindir..
Geçecek..
Yer yada gök.. Düşmek veya yükselmek.. Yıldız yahut ruh..
Buluşur elbet, barışır evren..Söz cümlesin(d)e, semah alemin(d)e..
Ve dahi silinir tüm geçmiş..Gülümser AN..Şahit kılınır gelecek..
gökten: bak bir yıldız daha nihayet toprağına değdi.
yerden: bak biri daha sonunda göğüne kavuşuyor
Dedi ki: İntihar bulunmak istenenlerin oyunudur.
"need the end to set me free ":
kimin için ne ifade ettiğini biliyorsun.
"need the end to set me free ":
bundan daha kötüsü de mi var?
“ Kadın, kadın değildi... Hani o güz gecesi, ben ve sen. Bir yakanın yanık ucunu tutturmuş alüminyum folyolara sarıyordun aşk denen aşı. Ne sıcağı kalıyordu geri de, ne kokusu ne tadı... Sen de biliyorsun ya andı yaşanan ve andıkça paslanıyordu zamanın içinde kapladığı alan ve geride kalan... ”
Enkoyu / O : Son tuğ - Üç as
otobüs durağında bekletilen yolcu
sadece müziği dinleyin..
söylenecek bişey varsa bana kalsın.. hadi sus ve dinle artık.. görmüyor musun gevezeliğin kirlettiği saniyeleri...
hangi oyuncağın üzerine basıp parçalamıştın.. doğruyu söylemenin zamanı gelmedi mi.. yüreğinde yangınlar kor tepeleri oluştururken içindeki konuş benimle uğultusunu daha ne kadar işitmezden gelebilirsin..
gözlerini yukarıya kaldır şöyle ne görüyosun peki.. sana göre koca bir boşluk değilmi.. oysa ki rengarenk kanatları olan kuşların yuvarı o sonsuz girdap..
sessiz ol..
incittiğin papatyaların gönlünü almak için kımıldamadığın koltuğunda tek yapabildiğin şeyi uyumayı dene.. belki aradığın huzuru bulabilirsin karanlıkta.. yanılıyorum galiba.. sağa sola dönsen de beyninde fren sesleri trafik sıkışıkları kalabalıklar hiç bitmeyecek ki..
bir gemiydin.. kör bir kaptan.. pusulası olmayan değneğini arayan bir dilenci..
gidiyordun..
sadece gitmek..
daha bir kulaçlık mesafede oturmuştun karaya.. üstelik herkesin çamur karıştırdı.. göz gözü görmeyen .. hiç istemediğin .. aslında istenmeyenin sen olduğunu bir türlü kabullenemediğin limandaydın..
baloncuklarla bezeli heykeller ağlıyordu hıçkırıklarında..
duydun mu..
hayır..
yağmurun senden intikam alırcasına bıraktığı damlaları acıtıyormu bedenini.. suların yandığı zamanların kölesiydin..
tual de yüz şekillenmeye başladı.. sana ait olansa bir avuç karalama...
...
Ruhsal Diyalektik
Gergin olmayan ırmaklarda, yüzünü arıyor arsız sorular…
Bir ilk yazdan, bir kıtaya gidiliyordu.
Yol,
Başka hiçbir kimsenin bilmediği
Bir sırla yazılmıştı avuçlarına
Bana neden bulaşmıyorsun şimdi?
Daha anlamsız olanı hangisi onu anlamadım ben.
Gergin olmayan ırmaklarda mı yoksa bir kıtada mı buluyordum kendimi hep?
Burası neresi öyleyse…
Neyin dışındayım ve içinde kimin?
Dinleyemiyorum…
Unuttuğum bunca şeyi yani…
Koku, saç tokası ve akılsız soruları…
Senin adın ne?
Unuttum şimdi bunu…
Biliyorum doğdun sen evet.
Bunun için işte…
Senin adın ne?
Benzeyemiyorum…
Bir renge,
Kirlenmiş bir göğün içinde
Açtım, unuttuğum kapıları
Ve kapattım gözümü
Ben bir rengi bilmeyenim.
Kurgulanmış bir geçmişim olsun diye, ben daha fazla senin var olmanı istemedim.
Mumyalanmamış bir firavunun olmaz sözü.
Sustum.
Kaburgalarımı bana bağışla şimdi…
Nefes almak istiyorum gülerken
Seni bulmak istiyorum.
Kaybolmadan halen daha, düşürdüğüm denizatlı okyanusum.
Beni bir daha hiç böyle bekleme!
Parmak uçlarımı gördüğünü biliyorum.
Bana neden baktığını biliyorum.
Bir kimse olur hep baktığın.
Ben senin bildiğin şeyim.
Yarım fincanların, sakladığı bir anka olur
İnandıramadığım oyun.
Bitmemiş henüz.
Minör
Sen gidersin bir şehirden..
En fazla o bahçe öksüz kalır belki..
Aynalar sırlarını pul pul döktüklerinde,
yalnızlığımdan hemen önce..
Bana bir cümle ayır olmaz mı,
varılmamış denizlerin iyot kokusu arasında
Ve unutmam emin ol, tıpkı ezberlemeyeceğim gibi..
Kalamayan ve gitmeyen bir ses olur uğultusunda
hiç öğrenemeyeceğim kendi dilinde bir anlam..
Güz yine gelecek kehribar renkli ve rüzgarlarını savurarak
sağanak yağmurlardan hemen önce içinin ürpermesi gibi
bilmek gibi..Önce bir yanma ve avucunda kuruyan dallar
akbabaların göğü işgali, yaşarken çürüme gibi..
Söz kahinin dudaklarında eriyen çiğdir gecenin sabaha devri ile
kapılar açılır, uğurlanır bir mevsim..Çakıltaşları suya düşer..
Kapattım gözlerimi bakmıyorum artık değişen iklimlere
bir çiçek dürbünü aklım, renkleri döndükçe mevsim değiştiren
inkar etmiyorum sahipsizliği, güz yakın biliyorum
göz kapakları birbirine değer önce, sonra ağırlaşır anlam
ve hiç bir söz değmez olur bir diğerine.. Cümle devrik kalır
rüzgar sebebini bırakacak mavilik arar durur atlaslarda..
Gitmedim ben bak hala burdayım..
Nakaratı geçmiş bir şarkının son notalarında belki..
Yada bir nehrin kaynağına inmeden hemen önce, yüzeyde
esrik bir hikayede, aklını gömdüğün yanıbaşındaki köşede
bir kabustan sıçramadan az evvel, soluğun terlerken
Günlere yenileri katılırken,eksilmeden, saçmadan.. Burda..
Bir serüvenin başı,telaşların ortası ve hikayenin sonunda.
Benden az evvel,senden çok sonra..Tam da olması gereken yerde..
Hikayeler terk edilirken bir bir, kapılara sürgüler vurulur..
Gidemediğin bir hikayede..Ada sürgünü yalnızlık mahkumu..
Aç tüm pencereleri ne fayda.. Üzülme yinede,halimden hoşnudum..